İçeriğe geç
Reklamlar

Amaçsızca

Bu hikayede yarası olan kişilerdik.
Unutmayı beceremedik. Unutulmak ise bahşedilen cezaydı bizim için.

Bir sihir dokunurdu gözlerimize. Okyanuslar alıp götürürdü içimizdekileri.. Rüzgar daima özlediklerimizin kokusunu getirirdi bizlere.

Lakin, koca hayat bu dünyada o kadar özlem duyamadım kimseye. Kendimden çok sevdiğim olmadı. Kendimi de sevemedim. Rüyalarıma giren olmadı. Sabahları kalbine yumruk yemiş gibi, kıvranarak uyanmadım. Alışarak uyandım, amaçsızca yastığa başımı koydum.

Bizler turistiz dostlarım. Öyle bakıp çıkacağız zaten. Çok duramayız buralarda. Bizim gibi hassas ruhlu kişiler dayanamaz ihanete.

Çalıların arkasında saklanmak istedim bir gün. Her yerim yara bere içindeydi. Kimden saklanıyorsun diye sorduklarında boğazım düğümlendi. Aşktan kaçıyorum diyemedim.

Kendimi dört duvar arasına kapattım. Hatta tavanıyla beraber beş etti. O kadar çok bakıştık ki duvarlarla, dışarı çıktığımda da etrafımdaydı o beş duvar.

İnsanlarla arama nasıl duvarlar örsem diye kararsız kaldım. Tuğladan duvar yapsam, çabuk kırılır. Betondan duvar yapsam, rutubet kapar. Okyanusları çevrelesem etrafıma, okyanus içine çekmek ister beni. İçim okuyanusları ister…

Bende karar verdim, dikenlerden duvar yapacağım diye. Şu cezaevlerinde mahkumlar kaçmasın diye örülen tellerden. Elektrikli olanlardan. Bana dokunmaya kalksalar canları yanacak. Cesaret edemediler. Ben ise, bazen kaçıp gitmek istesem de gidemedim. Bağdaş kurup oturdum. İyisi mi ?Tecrübem de olmadı hiç.. Şair değilim diye şiirden vazgeçtim.

Evden uzağı nedir ? İnsanların uzağı nerededir bilemedim.. Gittiğim her yere duvarlarımı sürükledim.

Gökyüzüne de bu yüzden bakmadım. En son 6 yaşındaykendi. Unutmam.

İnsan huzuru değilde, özgür hissettiği, bir kalıba sığamadığı anları ömrü boyunca kazıyor aklının köşelerine.. Aklının çekmecelerindeki önemlidir yazan dosyalarına..

Ben mesela, en çok neye mutlu oldum, hangi konuda mutluluktan ağladım hatırlamam. Acıyı ise unutmam. İnsanoğlu acıya düşkündür. Düşmeyi çocuklukta öğrendik. Bir daha mı ? Kalkmak nasip olmadı..


Bazı anlar canlanıyor kafamda, tıpkı filmlerin arasına koyulan geçmişe yönelik sahneler gibi. Sanki hayat hatırlatmaya çalışıyor. Sanki hayat ‘bak’ diyor. ‘Bil’ diyor. ‘Düşün’ diyor..

Düşünüp ne yapacaksam ki.. Hatırlayıp ne yapacaksın.

Ruhları bilirsiniz. Bedenime mi, yoksa bedenime sıkışan küçük ruhuma mı daha düşkünüm karar veremiyorum. Çoğu kez insan bir ruhu olduğunu unutuyor. Gerçekliğe meyilliyiz, acıya olduğu kadar. Oysa acılar bile gerçek değil… Her gün kişiliğimin farklı yönleriyle tanışsam bile ulaşamayacağım ürkek ruhuma..


Benim ruhum, nereye ait, kime ait hiç bir zaman bilemeyeceğim. İnsan aslında ait olduğu yerde bulur ruhunu. Bulana kadar varlığını hissetmez, baş ucundaki dudaklarını büzmüş olan küskün ruhunun..


Ölüler, gülümserler giderken bilirsiniz. Sabah erken saatlerde uyanmak istemeyiz. 5 ila 7 arasındaki uyku tatlı gelir. Uyku yarı ölü haliyse, ölmeye aşık kişileriz..

Hayatı sevmeyen kişiler ise, rüyalarında kabus görseler dahi uyanmak istemezler..


Her şey sevgiden yapıldı derler dostlarım. Her şey sevgiden yapıldıysa biz niye kendimizi sevemedik bu kadar? Niye dünyayı sevemedik? Niye sevginin olduğu yerde bir köle gibi eziyete uğradık..?

Her şey sevgi değil dostlarım, her şey zeka da değil.

Satrançta kazanmaktan önemli bir konu varsa oda yenilmektir..

Hayatta kaybetmek, kazanmaktır. Hayat sizi öldürdüğünde, bir özür borcu var demektir. Öldürdüğü kadar yaşatmak zorunda..

Bir sevgili size acı çektirdiğinde geri gelmek zorundadır. Vicdan meselesi dostlarım. Vicdan ölüyü mezarından geri getirecek kadar güçlü bir mekanizmadır..


Ara sıra düşünürüm. Ya bir rüyaysa tüm olanlar. Ya uzaylılar, bilim adamları kafamıza kablolar bağlayıp, bu anıları onlar programlıyorlarsa. Ya tepkilerimizi ölçüyorlarsa. Ya uyanırsak ve aslında olduğumuz kişiden farklıysak..

Şakaa..

Yazılarımı, kişisel gelişim diye tanıtıyorlar dostlarım. Benim yazılarım kişisel zorlayıcı olur ancak. Bunca kelime yan yana geldiğinde bir çıkmaz oluşturuyorsa, benden gelişim beklemeyin 🙂


Sadece süs.


Alkışı severiz. Beğenilme arzusu, göz önünde bulunma isteği insanlığımızın kaçınılmaz hastalığıdır. Dostlarım, unutmayın alkışlayın şimdi kendinizi. İki el çırpması neyi ifade edilir ki, ertesi günü sırt döner alkışlayanlar..

Kalıcı olan konularla yoğunlaşalım, kalplerde kalmak mesela. Bir imzayı kitaba atmadan bir kalbe atmak. Yazar olmak, kitabın raflarda olması demek değil, hatta imza gününe giden her insanımız yazar değil. Yazar olmak, o kişinin sözlerini unutmamak demektir. Bir söz havada uçar. Akılda kalır. Kalbe yazılır. Hayatı tamamlar. İki süslü sözle yazar olunmaz dostlarım. Yazarlık bu dünyadan olan bir konu değil. Bir dünya yaratmak. Kapı olmak demektir. Anahtarı sizlersiniz..

Reklamlar

10 Yorumlar »

  1. Başlığı amaçsız gibi durup içinde külli bir amaç uğruna yapılması ya da yapılmaması gerek noktaları açığa çıkarmak ve saydam bir dil korteksiyle okuyucuya aktarmakta gayet başarılı duruyorsunuz. Ve şu ‘santraçta kazanmak değil yenilmektir…’ sözünüz üzerinden konunun değerlendirilmesi yapıldığında bazen geri adım atmak, susmak hatta dile kelepçe vurmak gerekir ki bülbüle ya da toy taylar gibi şaha kalkacağı zamanı beklemeli insan. İşte asıl amaç bu olmalı yani beklemenin bile hakkı verilmeli. Öyle yayvan beklememeli insan; çünkü aktif bir beklemek pasif beklemekten yeğdir. Toplumun ya da kişisel anlayış açısından insanlara sorduğumuzda belki beklemek kavramı pasif anlaşılabilir. Oysa beklemek o kadar aktiftir ki bunu yalnızca beklemeyi bilen bilir. Buna örnek olarak Hz. Eyüp’ ün sabrını örnek verebiliriz. Çünkü beklemekte sabır kadar acıdır. Lakin meyvesinin tadının mükemmelliği zemzemde dahi yoktur. Şimdi diyebilirsiniz zemzem su onda tat ve koku yok oysa fiziksel çevreden bakıldığında dediğiniz de haklısınız oysa bakmakla görmek ayrıdır. Her göz bakabilir ancak her göz göremez ya da görmemelidir. Çünkü hakikatin giydiği libası sadece hakikati arayan bilir. O yüzden amaçsızca yapılmış her eylemin kurgu ve düzen açısından bir tanımı, açıklaması ve yer edindiği değer vardır. O yüzden kaleme dökülen her harfin hakkını verdiğiniz için teşekkür ederim. Elinize yüreğinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    • Eğer sözler size ulaşmasaydı sadece bir sözden ileriye gidemezdi. Bunu yaşatan da sizlersiniz.. Okuyucuyla aralarındaki görünmez bağdan meydana gelir yazarlık. Bazı kez işte böyle geliyorum. Bazen yazmaya konu bulamazken ne gerek var diyorum. Bilmiyorum. Sadece deniyorum. Yorumunuz için teşekkür ederim. Üşenmeden, gücenmeden yazdığınız için. Yazmanız değer verdiğinizi gösterir. Hem bana hem yazıya. Bunun için minnettarım..

      Liked by 1 kişi

      • Kelimeler bazen insanın satılabileceği bir okyanus bazen de dayanabileceği dağ olabiliyor. Ve yazılan her şeye değer göstermek lazım çünkü bir kere kaleme alınacak cesaret gösterilmiş bu yüzden asıl bu cesaretten dolayı ben teşekkür ederim ve yorumumu değerli gördüğünüz için hem bana hem de şahsıma gösterdiğiniz saygıdan ve sevgiden dolayı asıl ben size şükranlarımı sunuyorum. Bende kendi çapım da yazmaya çalışan biriyim ama sizin kadar engin bir kalemim yok. Sadece kör kelimelerle güneşin damarlarında karanlığı kovalıyor benim hecelerim. Bir gün aydınlığın yüzünü okşadığında belki de platon vari mağarasından çıkıp hakikatin saç tellerini sevebilecek belki izin verirse öpebilecek kadar yaklaşıcam. Ama o zamana güneşin damarlarındaki karanlıkta volta atmaya devam.

        Liked by 1 kişi

      • Çok incesiniz 🙂 kelimeler evet bazen çok can yakabilir. Yaraya tuz basar gibi acıtabilir. Bazen de kanatlandırabilir sihirlidir sözcükler. Bir melodi bir aşka sebep olabilir..

        Liked by 1 kişi

      • Aşk; insanın yaratılma sebebi
        Aşk; gök yüzünün yerin yüzüne yağmur diye okşaması
        Aşk; rüzgarın esmekten farklı bir görevle kullanılması
        Ve aşk; cennetin kavrulduğu tek ateş

        Liked by 1 kişi

  2. Aynalar ülkesi’mi Busenin ruhunun aynası mı? Ruh halin ne ise aynen yansıtıyorsun yazılarına, bir önceki yazına bakıyorum cıvıl cıvıl bir Buse, güzel hayaller kuruyor, bu yazına bakıyorum morali bozulmuş, belliki birileri üzmüş! Genelde yazılarında bahsediyorsun aşk yaşamadım diye, yaşamışsındır da derinden olmamıştır. Geceleri uyutmayan aşklar yaşadım, ilk zamanlar sevinçten daha sonra kavgalarından, daha sonra ayrılık acısından. Sende yaşayacaksın, yaşamadım diyen yalan söyler onun acısını mutluluğunu yaşamayan kaç ruhsuz insan vardır dünyada? Kimileri çok derinden yaşar aşkı, çünkü önceliği o dur, sen de ilk aşkın olan yazarlık da bişeyleri başarınca etrafına daha dikkatli bakacaksın, sana bakan gözlere daha dikkatli bakacaksın, yazdığın yazılar da, şiirlerde değişecek, hayata bakışın değişecek. Görmek gözle olmuyor Aşık veysel hiç görmeden aşık olmuş ama neler yazmış söylemiş. Bakalım o günler gelince neler yazacaksın? aşkı gökleremi çıkaracaksın yoksa yerleremi çalacaksın? ya da benim gibi platonik kalıp hayallerdemi yaşayacaksın 🙂 Hayat insana herşeyi tattırıyor, acıyı da mutluluğuda hangisini daha çok veriyorsa insan ona göre hayatın iyimi yoksa kötümü olduğuna karar veriyor. İnşallah sana güzel şeyler yazdırır 🙂

    Liked by 1 kişi

    • Hayır asla kötü bir yazı olarak görmeyin. Ruh hali insanın değişir. Yazıları da öyle ne acılar ne şiirler yazdırır. Hatta en güzel şiirleri acı yazdırır. Ben hiç bir zaman dipte olmadım. Olduysam da çıkmayı her zaman başardım. İnsan sürekli mutlu olursa kafayı yer. Mutsuz olduğumdan da söz etmiyorum. Durgunluk hali diyelim. Geçer diyelim. Havalardandır. Ki gökyüzü bile sürekli değişiyor. Bana kalırsa beni anlamaktan ziyade yazılana odaklanın 🙂 tadını çıkarın. Ve insan bir kere kaybeder her şeyi, daha fazla kazanmak için. Hayatta bir insan kaybediyorsa veya istediği gibi gitmiyorsa daha iyisi olacağı içindir. Ben pozitif ruhlu biriyim. Uzun süre durgun kalamam.. Ve de tamam her yazı yazarından iz taşır lakin burası benim fikirlerim iç dünyam.. Bu yazıyı hayallerime es geçerim 🙂 Çünkü bu gerçek.. Yorum için teşekkürler.. İyi hayat sürmemi istediğinizi biliyorum. Elimden geldiğince iyi olacak. Aligre! (Her şey iyi olacak demek)

      Liked by 1 kişi

  3. Kimileri kayıp şehrin anahtarı olmak ister, gördüğüm kadarıyla kendi şehrinizi kendiniz yaratmışsınız. Sil baştan tüm duvarlarla dostluk kura kura yükselmiş şehriniz dikenlerin bile büyümeye korkacağı yerde. Fakat umut var demektir yükselmekteyse şehir ve o şehirden güç alan dikenler de gayet cesurdur aslında.
    Memnun oldum, uzun zamandır kaybettiği kadar kazandığının idrakında olan birini okumamıştım, umuyorum gök yüzüne tavan açacak kadar yükselirsiniz şehrinizde öyle ki yeni şehirler fethedecek kadar.
    Selamla! Ve alkışlayarak…

    Liked by 1 kişi

    • Teşekkür ediyorum. Böyle güzel yorumlarla karşılacağımı ummuyordum. Fark ettim ki bu yazıda bile herkes farklı noktalara dikkat çekmiş. Beni benden iyi anladığınızı gösterir bu. Bunca zaman böyle naif düşünceleri olan birilerine de ben rastlamamıştım. Şehirlere gelirsek.. En sevdiğimdir çoğu kişi şehirlerin nefes aldığını hissetmez. Sokaklarda anıların yaşadığını. Ben aynalar ülkesini kendi dünyamdan daha çok seviyorum. Ve sizlerle de aynı dünyayı paylaştığım için memnunum. Sevgilerimle.. Umarım sizler de gökyüzüne kanat açarsınız ve bu dünya, dünyanıza dokunur.. İşte o zaman ben hayattaki amacımı tamamlarım.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: