İçeriğe geç
Reklamlar

Cümlelerin yönü.

Tamam, bugün bir konu üzerine yazmayacağım. Merak ediyorum, cümleler neyi çıkaracak meydana. Neyi yaşatacak. İç dünyamı gerçekten merak ediyorum.

Bir konu üzerine herkes iki kelime sohbet kurabilir. Bir röportaj yapmak çok kolay. Soru sormak kolay. Cevapları zor genelde.

Şiir yazmak biraz daha zor. Şiir gibi yaşamak daha zor. Bana kalırsa, bu dünyada şiir kadar masumane olan pek bir şey yok. Belki papatyalar da olabilir. Fakat güller değil. Gül hiçbir zaman masum olmadı. Dikeni var sonuçta..

Bu hikayeyi bilir misiniz aziz dostlarım. Tanrı gülü, insanlar için yarattı. İnsanlara olan sevgisinden dolayı. Bizler ise, gülü kendi sevgimiz adına kopardık. Yaşatmadık. Soldurduk. Gül gördüğümde, hep aklıma bu hikaye gelir. Nereden okuduğumu hiç hatırlamıyorum. Veya kimden duyduğumu.

Eskiden bir şiir defterim vardı. Çiçek kurutmayı seviyordum. Hatta koleksiyon yapmıştım ölü çiçeklerden. Şiirlerin arasına güzel gidiyor. Sanki şiirlerin sigarası gibi.

Sonra yaptığımın bir suç olduğunu anladım. Çiçek koparmamaya yemin ettim. Tanrım! sözümde duramadıysam affet.

Çiçekleri incitmeye korkan insanlar vardır, kendimden söz etmiyorum. Kendimden söz ettiğim zamanlarda insanlık adına algılayın. Ha ben ha siz. Aynı topraktan geliyoruz.

Keşke bir de, çiçekleri incitemediğimiz gibi insanları da incitmesek. Bir kalp yaşadığını unutuyoruz. Nefeslerin sayılı olduklarını unutuyoruz.

Ev halkı, özellikle annem yazar olduğumu kabullendi. Hatta yazarken dikkatimin dağılmasından pek hoşlanmam. Yaşasın yalnızlık, dört duvar arasındaki ben ve yaşasın satırlar. Arkadaki aşk şarkıları..

Annem demiştim. Ben klavye başındayken odaya girmez. Görmüşse geri çıkar.

Satırlar beklemez. Söz beklemez.

Bir gün ise, yazarken babam bakkala yollamıştı beni, nasıl hızlı gidip geldiğimi hatırlamıyorum. Evet bu konuda gerçekten üzgünüm. Benden küçük kardeşim varken hala bakkaldan ekmek alma işini kardeşime devredemedim…

Şimdi ben, bunları hangi zorluklarla yazdığımı anlıyor musunuz ?
Burada bakkala gidip ekmek alıp, yazısına devam eden bir kız var.

Kendimden bir sır daha vereceğim. Okumaya o kadar aşık değilim. Hatta okurken, yazma isteği çok geliyor. Kitapları kenara fırlatıp klavye başına oturduğum çok oluyor. Okumak bende yazma iç güdüsünü çok uyandırıyor.
Aşk şiir yazdırıyor. Öfkeli olduğumda, kırgın olduğumda daha çok buluyorum kendimi burada. Ve emin olun, kırgınlık çok güzel yazılar yazdırıyor.

Kaç sene önce ettiğim duayı hatırlıyorum. O kadar tecrübem olsun ki, bunları yazabileyim demiştim. Bildiğin ateşe körükle gitmişim. İnsan neden yazmak için illa acı çekmek ister.

Hiç bir zaman normal biri olmadım. Çevremin de normal kişiler olduğunu iddia edemem. Yine de bana kalırsa bu daha doğal.

Düşünsenize, bir insan ama robot gibi. Kravatlı, takım elbiseli fakat içi boş. Ne bir hayali var. Ne hayal kırıklığı. Hayal kırıklığı bile olsa alırım dünyama.

Bazı insanlar var ki, fikir sahibi değil. Şiirden anlamaz. Bazı insanlar var ki, kitap çok okusa bile, okudukları gibi davranmaz.

Ben sevmiyorum kusura bakmayın.

Bize böyle az kırık insanlar lazım. Doğal. Kendi dünyası olan insanlar. Ufacık konularla mutlu olabilenler. Az eşyalı insanlar. Çay insanı, kahve insanı.

Müziksiz yaşayamayan insanlar lazım. Sanatla iç içe olan. Bir dünyayı yaratabilen. Yaptığı işle övünen değil de, yaptığı işin büyüsünden söz eden..

Çok yoktur böyleleri.


Bildiğim, bildiğiniz bir konu, insan ne söylerse onu yaşar. Neyi hayal ederse. Bildiğim ama unuttuğumdu. Bir ablam hatırlattı. Fark ediyor musunuz hiç ? İnsan gerçek hayatında çokça edebi sözlerle karşılaşıyor. Edebiyat Dünya’nın ana dili oluyor aslında.

Öyleyse, güzel dilekler kuruyoruz. Tatlı konuşuyoruz. Gökyüzüne bolca bakıyoruz. Ve gerçekten mutlu oluyoruz.

Unutmayın, siz kendinizi mutlu ederseniz. Gerisi avucunuza uçarak konar. Zor olan mutlu olmayı başarabilmek. Onca şeye rağmen bunu başarabilen insanları hiç bir şey yenemez.

Mutsuzlukla geçinenler ise.. Ah uzak durun. Bir insan kendisini mutlu edemese, sizi hiç edemez. Kendinizi bile bile bataklığa atmak olur bu.

Size, katkısı olan insanları alın hayatınıza…


Sevgilerimle. Şiirle kalın.

Reklamlar

4 Yorumlar »

  1. İnsanlar hakkında yazılar yazdın, neleri doğru neleri yanlış yaptıklarını dile getirdin ve getirmeye de devam edeceksin. Buranın müşterisimi diyelim, ortaklarımı ya da takipçılerimi diyelim? yani temeli insanlar. Ama bugün çiçeklerden bahsettin ya, aklıma geldi geçen gün bunun hakkında bir paylaşım okumuştum Facebook ta, hemen kaydettim o bilgiyi. Şimdi biraz uzun olan bu yazıyı kopyala yapıştır buraya koyacağım, bilenler olabilir ama bilmeyenler varsa okuduktan sonra bitkilere yaklaşırken daha dikkatli olmalarını sağlayabilirim diye düşündüm, İşte o yazı; Bitkilerle ilgili inanılmaz buluşlar..
    Mutlaka okuyun..
    BACKSTER ETKİSİ..

    1966 yılında, Amerika’nın tanınmış yalan makinesi uzmanı Cleve Backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtının kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece daha geçirdi.

    Sonra sırf eğlence olsun diye, yalan makinesinin elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bitkisinin üzerine yerleştirdi. Yalan makinesi çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre, belki bitki de su dökünce seviniyordur diye alaylı alaylı güldü.

    Bitkiyi suladığında galvanometre zikzaklar çizerek aşağı doğru indi. Oysa yukarı doğru bir hareket bekliyordu Backster. Yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi görmedi.

    Sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde her şey değişti. Bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. İnanamadı Backster. “Nasıl yani?” dedi kendi kendine, “Bitki düşüncelerimi mi okudu?”.

    İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. Deneyler deneyleri kovaladı. Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de çıktı ortaya. Kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, eline iğne battığında duyulan acıyı da hissediyordu bitkiler.

    Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyordu.
    Hatta korkudan baygınlık bile geçiriyordu.

    Bir gün şehir dışından gelen bir botanikçi bayan içeri girdiğinde bütün bitkiler sessizleşti. Hiç birinden tepki gelmiyordu. Sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. Taaa ki o bayan havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar.

    Bayan botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öğrendiği zaman anladı Backster, bayanı görünce bitkilerin korkudan bayıldıklarını.

    Bir deney tasarladı. Altı yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. Görevlerden biri; gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalamaktı.

    Ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı galvanometrelerin ibrelerinin tavan yapmasını böyle adlandırıyor Backster.

    Bu deneyden anlaşıldı ki bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. Ve Amerika’da bazı adlî vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlandı. Bitkiler asla yanlış sonuç vermiyordu çünkü yalan nedir bilmiyorlardı.

    Bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca dünyanın dört bir yanından bilimadamları konu üzerinde çalışmalara başladılar. Sonuçlar akıl almaz.

    Koparılmış bir yaprak, kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda normal yapraktan aylarca daha uzun süre canlı kalabiliyor.
    120 km mesafedeki bir acıyı, sevinci hissedebiliyor.

    İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor.
    Aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkilerle de paylaşıyor.

    Kendisine kötü davranılan bitki üzüntüsünden intihar bile ediyor.

    Yanındaki bitkinin susuz kalması durumunda kendi suyunu onunla paylaşıyor.

    Bitkiler, bütün canlılarla iletişim kurma konusunda bizim hayallerimizin ötesinde bir hassasiyete sahip.
    Her biri doğanın bir parçası.
    Belki bir gün onları daha iyi anlama imkânımız olursa bize tarihin bütün yaşanmışlıklarını bile anlatabilirler.
    Avatar filminin esin kaynağı da bu çalışmalar ve elde edilen sonuçları.

    Bilelim ki; Dünya’nın herhangi bir yerinde bir bitkiye kötü davranılırsa, bütün bitkiler bunu hissediyor..

    Hani “Kirazlı Kaz Dağı değil!” diyorlar ya, emin olun Kirazlı’da kesilen bir ağacın acısını sadece Kaz Dağlarında değil, Munzur’daki, Kuzey Ormanlarındaki, Salda’daki, Toroslardaki ağaçlar da hissediyor.
    Bir gün biz de hissedeceğiz.. 😔

    Liked by 1 kişi

  2. Tam atılan en uzun yorum demişken, harika bir hikayeyle karşılaştım. Böyle güzel bir hikaye beklemiyordum. Tabi bunlara inanmak insan için biraz güç oluyor. Okuyan her insan saçma olduğundan söz eder. Bu kadar gerçekliğe bürünmüşüz fakat dünya yalan bunu da unutuyoruz. Ölümün olduğu bir yerde nası gerçek olabilir ki. Doğa bizden önce yaratıldı. Bizim evimiz olduğu kadarda bizler de doğanın birer parçasıyız. Yani bu konu en az ay güneş, uzay, okyanuslar kadar doğal Doğa kadar doğal. Bilim adamları geçmişten günümüze sürekli evreni araştırmışlar. Ve tam anlamıyla gerçeğe ulaşmış değiliz. Gerçek, yeni bir gerçek bulana kadar gerçektir. Yani eksik olan çok konu var daha. Keşfedilmesi gereken….
    Hikaye için teşekkür ediyorum. Bu benim hayatımı değiştireceğine eminim. Artık sohbet edeceğim onlarla..

    Liked by 1 kişi

  3. Ben çok şiir gördüm, kan ve nefretle yazılmış. Her duyguya sahip olmak bazen dünyadaki en niyük büyük yüktür yüreğimize ve her insan yüreği kadardır. Elbet nefrette gerekli diyebilirsiniz fakat içim el vermiyor şiirle kalmak isteyenlerin kaldıkları yerin ortasında nefretle söylenmeleri, elbet biliyorum bahsettiğiniz şiirin dostane ve aşkla dolu olduğunu.
    Otobiyografinizin mini minnacık bir kısmı olmuş, umarım yakında tamamı olur. Bunun için dileğim şudur; umarım kardeşin ekmek almayı çok sever ve asla gitmezsin, umarım asla vazgeçmezsin yazmaktan.
    Esenlikler

    Liked by 1 kişi

    • Şiir gördüğünüz kadarda yazmışsınız belli. Çünkü her insan böyle şiirsel konuşamaz. Ben bile hangi tarzda yazarsam ona şekil alıyorum. Üslubum değişiyor. Böyle bir yorum beni hem gülümsetti hem de kim olduğunuz konusunda meraklandırdı. Sanırım ilk defa yorum attınız. Umarım sizinle daha sık sohbet ederiz. Sevgiler.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: