İçeriğe geç
Reklamlar

Bir şiir hayat değiştirir.

Jah Khalib – Лейла

En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır…
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür…


Demiş, Nazım Hikmet Ran

‘Dünya’nın en güzel şiiri henüz yazılmamış olandır’
Diye eklemiş hayatının köşesine Başarısız Yazar (Murat Uludoğan)

Bu güzel sözlerin altına fazla layık olamayacağım. Fakat yazmadan da duramayacağım.

Aşk mı şiir yazdırır, aşksızlık mı bilemeyeceğim.
Hele ki şeytanın şeytanlığından şüpheliyim.


Birileriniz biz seni kusurlu da seviyoruz diye haykırırken,
bazılarınız ise, düzelt kendini diye çırpınıyor.

Emin olun dostlarım hayat bu kadar düzensizken, söyleyecek son kişisiniz.
Konularım, hep hayattan, insandan, aşktan oldu.

Hepsi normal hayattandı. Ben yaşadım, Bakış açım döktü. Her zaman farklı hissettim. İçinizden bir kaç kişi bu ülkeye ait olmadığını hisseder. Hatta bu dünyaya ait olmadığını..

Kendimce tecrübelerim oldu. Fakat çok sustum. Bu suskunluğum beni buraya getirmiş olabilir.

Kitapla alakam yoktu. İlk okuduğum roman Nora Roberts – Dolunayda aşk romanıydı. İlkler unutulmaz. Tavsiyemdir hem. Bir ara tavsiye kitap listesi yapacağım size.

Sonra nasıl oldu bilmiyorum kendimi edebiyatın içinde buldum. Ben klasik sevmeyen biri. Oturdum klasik kitaplara hayran kaldım.

Çok okudum diyemeyeceğim ama bir çok kitap hayatımdan geçti.

İlk kendimi bulma açısından başladım bu işe. Çünkü bilirsiniz insan ilk kendini kaybeder. Bulmak için aslında..

O sıralar hayatım çok kötüydü. Bir senede hayatım değişti. Herkes gitti teker teker. Saçlarımı boyattım kızıla. Aynaya baktığım kişiyi sevmedim.

İnsanın bu tarz dönemleri muhakkak olur.
İlk insanlara güveniniz kırılır. Yaklaşamazsınız bir daha. Tıpkı kaynar sütten bir yudum almak gibi. Diliniz yanar.

Güven kırılınca da, insan az çok hayatı, tanrıyı ve kendini suçlar. Kaç gece cam kenarının başında pazarlık yaptım tanrıyla.

Öyle aman aman hiç travmam olmadı. Herkesin yaşadığı kadar. Ve inanın seneler sonra gülümsüyorsunuz o anki saf halinize..

Sonra, insan hayallerini yıkar. En çok istediğiniz olmazsa bir daha hayal kurmazsınız. Çocuk oyuncağı gibi gelir. Küçümsersiniz.

Duygularınızı kaybedersiniz sonra. Hissizlik oturur içinize. Rüzgarlı, yağmurlu bir fırtınada kelebeğin uçması kadar zordur hissetmek.

Kimliğinizi kaybedersiniz. Evet evet kendinizi tümden kaybedersiniz. Bu nasıl mı olur? Kim olduğunuzu unutursunuz. Kim olmanız gerektiğini..

Duvarlarınız vardır. Hiçbir insan o duvarı geçemez. Siz bile ulaşamazsınız kendinize. Sanki, ruhunuzu da kapıdan kovmuşsunuz üzerine anahtarı kitleyip, anahtarı da pencereden atmışsınız gibi..

Ruh sabit durur derler. Ben tanık oldum kardeşim. Gözlerinde ruh olmayan çok insan gördüm. Bana göre, ruh huzursuz bulunduğu her yerden kaçar. Siz de öyle yapmıyor musunuz ? İyi hissettirmeyen kişilerden uzaklaşıyorsunuz. Sevseniz bile.


Ve uzun uzun gözlere bakabildiğiniz halde bir zaman geliyor, hiç bir göze bakamaz oluyorsunuz. İstemsiz olarak gözlerinizi kaçırıyorsunuz. Beş saniyeden fazla göz teması kuramıyorsunuz. Kaçıyorsunuz işte insanlardan..

Ben bunları o dönemler çok yaşadım. İnsanlarla arama kuvvetli duvarlar çektim. Mutluluğumu, hayallerimi, duygularımı, ruhumu, kendimi her şeyi kaybettim. En önemlisi de inancımı kaybettim. İnsanın inancı her şeydir..

Sonra ne mi oldu ? İçimden bir ses sürekli bul diyordu. Bul diyordu da kimi, neyi ?

Bana sanki Allah’ı veya kendini bul diyor gibime geldi.
İnsanın durduk yere kafasının bir şeyler söylemesi tuhaftır. Bu arada inanç olarak henüz çözemedim dindar da değilim inançsız da değilim. Hayata çok fazla inanmışımdır. Hatta kendime o kadar güvenmem. Neyse bu konuları hatırlatırsanız daha sonra geleceğim..

Dedim ya içimden bir ses bir şeyi bulmamı söylüyordu diye.
Sonra anneme sordum. Oda bana dedi ki, Allah hiç bir zaman kapılarını sana kapatmaz onu bulmana gerek yok dedi.

Arkadaşıma bahsettiğimde, ilk Allah’ı, sonra kendini bul dedi bana.

Ne kadar saçma demeyin. Bu sadece kim sorusuna çok fazla kitap var. İnsan yüzyıllardır açıklık getirmek istemiştir.

Kendimi bulmak daha doğrusu tanımak adına kitaplara sarıldım. Roman, psikoloji, kişisel gelişim. Her tür kitabı okudum. Bu aralar tarih çok çıkıyor karşıma. Şuna inanır mısınız? Ben tesadüf olduğuna inanmam hiçbir zaman. Okuduğum kitaplar boşuna değildir. Karşıma çıkan insanlarda öyle. Yaşadıklarımda.

Her kitap bir yapboz parçası oldu hayatımda.
Kendimi buldum mu peki ? Bunu bilemeyiz.
Sadece şuan ki beni ben yapan; okuduklarım, yaşadığım tecrübeler.

Sanırım bu siteyi bu yaşanılanlardan sonra açmıştım. Takvimle aram iyi değildir.

Hayat sizi bir yola sürükler. Siz planlar kurarsınız. Çoğu olmaz üzülürsünüz. Ama daha iyisi de olabilir.

Bugün buradayım. Bugün burada yazıyorum. Yazabildiğimi lisede keşfettim. O sıralar bir sevgilim vardı. Bir defter almıştım sırf ona bir kaç söz yazmak için. Defteri aldığım günün ertesi gününde ayrılmıştık. Buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrılmasaydık yazmazdım.

Ben öyle günlük tarzı kullanırım demiştim. Sonra yazdım yazdım. Ufak şiirler ekledim. 10.sınıfa giden bir kız ne yazabilir ki ne kadar iyi olabilir?

Sonra yazdıkça yazdım. Aralarında ufak hayal listeleri var. İşte evleneceğim adam şöyle olmalı vs. Sevdiğim şeyler listesi var. Kırmızı, defterim (sen), yıldızlar, kahve diye devam ediyor. sevdiğim şeyler listesinde üç tane öğretmenim var. İkisi edebiyat öğretmeni. Onlara da buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Beni sevdiren onlardı.

9 ve 10.sınıfta edebiyat dersinde uyurdum. Resim çizer, dersi dinlemezdim. Haliyle 20 den aşağı alırdım. Matematiğim edebiyattan daha yüksekti.
Sonra hocalarımız değişti. Ve ben sevdim edebiyatı. Her sınavda 85, 90 dan aşağı almadım. Yüz bile almışımdır.
Sonra ben hep yazdım. Çiçekler kuruttum, özenle yapıştırdım deftere. Sonra iki öğretmenime de okuttum. Tavsiyeler verdiler şiirle ilgili. Diğer öğretmenim de bir hafta kaldı. Evinde okudu. Ağlamış. Öyle dedi. Annem öldü sanmış. Aslında annemin bir şiiri vardı..
Bu arada, annem de eskiden şiir yazarmış. Üç tane defteri var. ben henüz hepsini okumadım. Babama yazmış hep. Ve inanır mısınız babamın da bir kaç tane şiiri varmış. Bu tesadüf mü bilemem. O defterler, benim defterim hala durur. Benim hazinem bunlardır arkadaşlar.

İlk kısımlarda bahsetmiştim ya, insan kendini kaybeder diye. Evet ben o gün yazmayı bıraktım. Bir iki sene yazmadım. İnsan kendisini kaybediyor demiştim size. Yazsam bile öyle çok nadir oldu.

Sonra buraya nasıl geldim onu açıklayacağım. Kafamda vardı ama sadece vardı. Bir gün burada olacağım aklıma gelmezdi. Siteyi açmamı sağlayan bir kadındı sadece. Hayatımda hiç görmediğim. Sadece instagramdan takip etiğim. Harika şiirler yazıyor. Bir gün ona öneride bulundum blog neden açmıyorsunuz dedim. Şiir yazmak için. Oda bana sen neden açmıyorsun dedi. Bu söz benim kafamda yankılandı. Ne yaptım ne etim kendimi buldum burada. İlk google’ın blogger sayfasındaydım. Bir senem orada geçti. Hatta ilk yazım korkuyla başladı. İçimden bir ses sürekli yazma dalga geçecekler diyordu. insan duygularını döktüğünde kendini çıplak hisseder. Bir şeytan sürekli fısıldadı. Yazmak zordu benim için. Düşünsenize herkesin, tüm halkın önünde şarkı söylüyorsunuz, tecrübeniz yok. Bu tıpkı şarkı söylemeye benziyor.

Denedim. Pişman değilim. Yazmak iyileştirdi beni. Ne zaman içim sıkılsa yazarak hafiflettim. Bu yüzdendir bazı yazılarımın başı karamsar sonu huzurlu biter..
1 sene sonra buraya taşındım. Aslında profesyonel olsun istemiştim. Bir kaç arkadaşımdan yardım istedim. Ama yardım konusu olmayınca kendim denedim. Koskoca siteyi 15 dakikada açtım. Mutluluktan ağlamıştım.

Diğer sitedeki her yazıyı yorumlarıyla beraber buraya aktardım. Bu bilgisayarı tam anlamıyla iyi bilmeyen biri için muhteşem bir şey.
Öğrendim. Karıştıra karıştıra.
En önemlisi her hafta yazdım. Şundan korktum sadece, ya okuduğum kitaplardaki sözler düşüncelerimi etkilerse bu yüzden diğer kitapların benzeri olursa yazdıklarım diye. Hep öz olmayı istedim.

Hayat beni buraya çıkardı. Bir mektup var aşağılarda. O sevdiğim hocalarımdan birine ya ‘öğretmen ya yazar olacağım’ demiştim. Yıl 2017!
Bir insan nasıl görebilir geleceği.
Hala hayalim yazar olmak. Tam anlamıyla olmadı çünkü ama olacak.

Sonra ne mi oldu? Başarısız yazarla tanıştım. Dergi çıkardık. İlk sayıda, şiir, ikinci sayıda röportaj yaptım.

Eğer doğru yoldaysanız karşınıza çok engel çıkacak. İnsanlar eleştirecek. Küçümseyecek. İnanmayacaklar. Ama hayat, engel koymaz. Hayat bir yol inşa eder. Sadece içinizden gelerek isteyin. Her engele değecektir.

Kim olduğum sorusu mu ?
İnsan meslekle ölçülmez. Kim, ne olmak istiyorsanız osunuz arkadaşlar. Nasıl biri olmak istiyorsanız osunuz. Günümüzde instagramlarda ismin önüne hep avukat, doktor, yazar gelir. Tamam bir insan en çok sevdiği işi yaparken mutlu olur. Hayatını adar. Ama eve gittiğinizde ve arkadaşlarınızın yanınızda da bir benliğiniz var.

Psikoloji kitapları bayılır insan benliğini bulmaya.


Bu bir başarı öyküsü değil. Umarım bir gün olur.

Bir gün geldiğinde, özelikle bir garson olduğumdan söz edeceğim.

Dediğim gibi ben yazar değilim. Ben insanlara umut olmaya çalışan biriyim. Hayatımı sanatla, ruhunu bulabilecek konularla doldurmaya çalıştım. Çok fazla insan tanıdım. Ama hayatımda aşktan daha mutlu eden bir şey varsa oda burasıdır.

Sizin okuduklarınız ise edebiyattan çok bir hayattır.
Nereden nereye işte. Apaçık kendini yamaktan korkan kız artık kendi hikayesini yazabiliyor.






Reklamlar

2 Yorumlar »

  1. Şiir gibi bir yazı yazmışsın, okurken keyif almamak imkansız. Hayatının kısa bir özeti, engeller oluyor, alay edenler oluyor, çekemeyenler oluyor, ama sen dimdik durdukça senden çok güzel yazar oluyor. Henüz yazar olmadığını ama olmak istediğini her zama söylüyorsun, belkide bu konuda ben senden daha çok inanıyorum ve güveniyorum yazar olacağına. !0. sınıfat günlüğüne sevdiğin şeyleri yazdığını söylemişsin, zaman geçtikçe insanın sevdiği şeyler de istekleride değişebiliyor, belkide bir sene sonra kitap yazmaktan vazgeçip psikolok olmayada karar verebilirsin, hayatın insanı nereye sürükleyeceği hiç belli olmuyor. Neye karar verirsen ver sen benim tanıdığım ilk yazarsın bu değişmez benim için. Yazının başına gelirsek insanlık tarihinde ilk şiir aşk içinmi yazıldı bilmiyorum, büyük bir ihtimal öyledir. herşeye şiir yazılıyor ama en çok da aşk’a yakışıyor sanki. 4 ya da 5 sene önce okumuştum Tuncel Kurtiz ile meşhur olan ETME şiiri aslında Mevlana nın yazdığını ve hatta bunu bir kadına değilde haklarında dedikodu çıktığı için yanından ayrılan Şems Tebrizi ye yazdığını öğrendiğimde şaşırmıştım. Neyse fazla uzatmayayım sen insanlar umut oluyorsun, yol gösteriyorsun, benim gibi biri bile sayende, bir saattir bu yazıyı okuyup altına bişeyler yazmaya uğraşıyor, bunu bana yaptıran sensin.

    Liked by 1 kişi

    • Sizin yorumlarınız kadar beni mutlu eden pek fazla bir şey yok hayatımda. Her şey için teşekkürler. Umarım ileride ufak bir kitabım çıkar. Şahsen kitap çıktığında bile yazar diyemezdim kendime. Mevlana’ya gelirsek. Şems’e duyduğu değer aşk derecesinde. Öğretmenine aşık biri. Bende şaşırmıştım çünkü bizler hep kadın erkek ilişkisi anladık. Oysa değer vermenin cinsiyet ve yaşla alakası yoktur.. 😊

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: