İçeriğe geç
Reklamlar

Evlilik Üzerine ve Birazıcık Sevgi.

(Dikkat bu bir hayal ürünüdür, yada değildir, hayallerde gerçeklerin yansıması sonuçta.)

Evlilik için gerekli olan kişiyi bulana kadar bu düşünce aklınıza dahi gelmez.

Veya aptal aşık olana kadar.

Sonuçta insanlar hakkında hayallere kapıldınız ve üzüldünüz.. Artık bu tarz düşünceler akıldan bile geçmiyor.

Olabilir evet siz yine bunu okuduktan sonra kendi hayatınıza devam edin 🙂 Sadece sohbet havasında bu konu çünkü yazacak konu bulamadım ben..

Evlilik ?


Sanki tecrübeliymişim gibi farz edin, ileri gidip geri dönmüşüm gibi. Sonuçta başta bahsettim bu bir hayal ürünüdür diye.

Toz pembe derler değil mi hayata ? Öyle görme derler. Ya belki o kişi hayatı öyle seviyorsa. Senin yapamadıklarını yapıyor ve mutlu oluyor işte. Zaten hayat gerçekleri yüzüne yüzüne vuruyor. Karlı bir fırtına gibi. Elinizdeyken mutlu olun bu kısa bir isyandı sadece hayatı toz pembe görme diyenlere..

Konuya giriyorum. İnsan ne zaman aşık olur, neden olur? Hiç bir fikrim yok. Doğru kişiyi nasıl bulunur? Bunun hakkında da hiç bir fikrim yok. Ne yazık ki benim aşk tecrübem yok. Olsa olsa şiir tecrübem olur.

Doğru kişi ? Bana kalırsa ilk gönüle düşer. Bir ışık gibi. Ve gözlerinde farklı bir dünyaya açılırsınız. Sanki o dünyaya aitmişsiniz gibi düşünce kaplar içinizi. O kişinin dizlerinde kitap okumak. Tatlı olan her hayali canlandırırsınız kafanızda. Sadece yaşadığınız bir an için; her gece aynı anı kafanızda kurar öyle uyursunuz. Hayallere sarılırsınız.

İnsan ilk hayallerinde sever o kişiyi. İlk dile dökemez. Karşı çıkar hatta. Hatta biraz gıcık olur. Hele ki, dengesiz davranışları varsa uzaklaşmak istersiniz nefret edecek kadar hemde.


Evet aşk böyle başlar. Bunlar varsa hayırlı olsun aşık oldunuz.
Bir kitabın arasında ufak bir kağıda ‘aşk psikolojiktir’ yazmıştım.


Üstünden bir kaç ay geçti (7 ay gibi). Hala o düşünceyi savunurum.

Çünkü kafamızda olağan derece büyütürüz o kişiyi. Biz ne kadar düşünürsek o kadar aşık oluruz. Ne kadar kurgularsak. Farkında olmayız ki duyguların.

Bakın insanlar yıldızlar gibidir. Bir yıldız ölür ışığı bize bir kaç sene sonra gelir. Gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar ölü yıldızlar olur.

İnsan aslında geçmişi yaşar. Bugün yaşadığın geçmiş düşüncelerin olur. İnanın bana saçmalıyorsun diyeceksiniz. Ben olsam bende inanmazdım. Yinede bir okuyun derim.

Ama hiç fark etmediniz mi ? Birinin yanında geçmiş için bulunduğunuzu. Şu anınıza baksanız farklısınız be, her gün değişiyorsunuz. İnsanlara olan değer seviyeniz de elbet değişecektir bu çok normal..

İşte bazı sevgileri geçmiş anılar ayakta tutar. Şuan o kişiye değer vermiyor olabilirsiniz. Geçmişte değer verdiğiniz için hala seviyormuş gibi durabilir kim bilebilir?


Aşık olma faslı geçtiyse. İki tarafın da bunu bilmesi gerekir. Farkında olması yani bir nevi. Ve konuşmak, görüşmek için sürekli kaçamaklar yapması, zaman kollaması gerekir. Zor olan ciddi ilişkidir.

İnsan zaten aşık olduğunda normalinden fazla çocuklaşır. Biraz aşırı yani. Tüm duygusal bağlarını orada çökertir. Ne kadar mantıklı olursa olsun insan bir tek aşkta yenik düşer.. Saçmalar ve doğru düzgün hareketler yapmaz.

Peki aşık olduğumuz kişinin doğru kişi olduğunu nasıl anlayacağız bu çok basit. Gönle düşer ilk dedim. Akla da düştüğünde doğrudur. Bunu da zamanla görebilir ancak insan. Şöyle diyelim. Birine aşıksın. Yanında huzur buluyorsun. Sarıldığında her şey geçiyor ama bir şey eksik ? O duyguya kapıldın mı hiç. Eksik olan çok fazla şey olduğu içindir. Bir kere aşkta ilk dostluk aranır. Adı üstünde hayat arkadaşıdır bu. Arkadaşlık etmeyen hayatına da giremez. Diyelim çok iyi bir arkadaş ama sevemiyorsun. Demek ki sevmen gerekmiyor. Sadece dost ol o halde zorlama.

Zamanında hep aşk mı, mantık mı evliliğine, hep aşk olmadan yapamam derdim. Şuan hala öyle. Para insanı değilim. Ufak detaylar umurumda değil. Dünyanın farklı yerinde biri olsa kültür farkı olsa yine evlenirim. Sadece kafama ve kalbime yatsın o kişi.

Bu da epey zordur. Birinin yanında olmak zordur.

Kavgalar önemlidir. Çünkü karşınızdaki insanı tanımanızı sağlar. Saygı sınırını aşmamakta yarar var. Ve unutmayın bir kişi illa hayatınızda olacak diye kaide yok.

Gelelim evliliğe. Diyelim ki ilişki çok güzel gitti. Ve evlenme kararı aldınız. Burada sayıların önemi yok bence. Bir yılda tanışmış, yok on yıl sevgili kalmış. Zaman sadece randevulara geç kalmak içindir. Bu benim sözüm 🙂


Sadece aitlik duygusu. Birbirinize ait olduğunuzu çözdüğünüzde yeni bir hayat başlar. Artık kendi adınıza bir karar veremezsiniz. Peşinizde bir kuyruk olur. Tatlı kuyruk diyelim biz ona..

Hayallerin bir olması önemli. Kendi ayrı bir dilinizin olması önemli. Birinin yaptığı hatayı diğeri örtmeli. Yüzüne vurursa o iş ancak pazara kadar gider. Bize mezarlık sevgi gerek.

İlişki iki taraflıdır bunu da unutmayın. Biri bir hata yaptığında diğeri de yapmış olur. Bir terazi gibi düşünün. Ayrılıklarda da tek tarafı suçlayamayız. Biri iter diğeri gider. Yinede ne olursa olsun. Seven hiçbir zaman gitmez. Tamam gitti diyelim. Sonradan başkasını da sevebilir. Bu çok normaldir.. Seven gitti diyelim. Sevgisine sadık kalmak zorunda. 2 sene sonra unutursa gerçek sevgi olmuş olmuyor üzgünüm.

Evlilik zor bir seçim değildir. Sadece histir. 6 duyu organınla onu hissetmektir. Gözlerine baktığında bu benim evleneceğim adam veya evleneceğim kadın diyebilmelisin. Demiyorsan uzak dur evlilikten.

Ve tanı. O kişinin sevgisinden çok sana davranışları önemli. Kırmaması gerek. Kırdıysa gönül alması. Yara bandı olmalı en çok.
Gelmeli yanına, canın acıdı mı diye sormalı. Kalbin kırıldı mı diye.. Zaten hissederse gelecektir mutlaka.

Hem baba, hem dost, hem arkadaş, abi, abla. Her şey olmalı. Bir ev. Ve bir yastık. Gökyüzün o olmalı. Her şeyin olamıyorsa uzak dur. Hele ki sarılmak ve öpüşmekten başka bir şey paylaşmıyorsanız, oturup dertleşmiyorsanız. Hayatından bir kaç kelime etmiyorsa uzak dur.

Hiçbir bedensel arzu bir aşkın önünde duramaz. Değmez harcanılan zamana. Sevgili olmak için sevmeyin bir zahmet. Asıl sevgi söylenemeyendir. Öyle kolayca sarılalım diyemezsin.


Evliliğe geri gelelim. Tek bir gece için borca giriliyor. Her şeyin en iyisi. Kınada sadece bir bindallı yetmiyor, üç tane giyenler var. Gelinlik mutlaka en iyisi. Çeyiz desen hiç kullanmayacaksın ama gerekli nedense. Ve asla kendi evini hayalindeki gibi düzenlemiyorsun. Yemek tabaklarının üstünde pembe domuzcuklar olamıyor. Peki neden? Tamam domuzcuk hayalim yok ama neden herkes herkesin aynısı olmak zorunda.. Adet evet biliyorum bir önceki blogta bundan bahsettik. Değer mi bir araba, bir ev borcuna girip düğün yapıp sonra beş sene o borcu ödemeye.

Konu evlilik olunca maalesef dünyanın her yerinde mevcut bu. Düğünler evrenseldir 🙂

Bir kaç akraba düğünün nasıl olduğuna bakar mana bulurlar. Aralarında konuşurlar. Sonra emin olun eve bile misafirliğe gelmezler. Kaç kez bir derdiniz olduğunuzda akrabanızı aradınız. Evet hiç bir zaman. Akraba olmadıklarınızla daha samimi olursunuz çoğu kez.

Kısa bir yazı yazmıştım iki gün önce. Farklı bir şehirde evleniriz diye devam ediyordu. Ben onu çok sonra yayınlayacağım. Hatırlamazsınız bile burada bahsettiğimi 🙂


Merak ettiniz değil mi ? Seviyorum merakta bırakmayı.

Konumuza dönelim. Evlilik ‘hayatımı seninle geçirmek istiyorum şapşal’ demenin kısa halidir. Bazı insanlar öyle yürekten sever ki, eşi vefat ettiğinde boğazında yumruyla kalır. Sanki hayattaki tek amacı onu bulmakmış gibi. Çoğu kişi isyan eder çok geç çıktın karşıma diye. Doyamadım sana diye. Peki bu sevginin tam anlamı nedir?
O insanı anlayan tek kişidir çünkü. Gözlerinden, suskunluğundan. Kırıldığında, öfkelendiğinde sakinleştiren odur. Düşünün biri en sevdiğiniz oluyor, ailenizden daha kıymetli oluyor.
Sevgi antidepresan etkisi gösterir arkadaşlarım..

Bizim gibi yalnız tayfa da bu sevgiyi nesnelleştiririz. Ben şiirleri, edebiyatı sevdim. Kitaplarla, yazmakla doldurdum yerini. Bazıları şarkı dinleyerek. Çünkü şarkılar anlar onu. Bazıları arkadaşlarına değer yükler. vs vs vs hatta bu elektronik bir şey de olabilir. İyi hissettirmesi gerekir sadece.

Anlamak sevgide büyük rol oynar. Gözlerine baktığında anlamıyorsan. Anlama zaten bir zahmet. Dikkat çekerim, anlaşamamakla anlamamak aynı şey değildir. Bazen birbirlerini çok iyi anlayan çiftler de tartışabilir. Anlaşamamak fikir uyuşmazlığından başlar. Birbirini anlamak. Hele ki göz göze geldiğinde veya sustuğunda veya kırıldığında anlayabiliyorsan hissetmişsindir demektir.

Benden bu kadar saygılar efendim.
Birkaç zamandır yazmadım. Aslında yazdım ama paylaşmadım. Mükemmeliyetçi bir kişiliğim var. Yazdıklarımı çoğu kez beğenmem. Siyasete ilk defa değindiğim bir yazı yazdım ve kısa bir öykü tarzında yazı.
Bende her tür mevcut. Derginin ikinci sayısında röportaj yaptım, şiir, blog beceremediğim sadece roman yazmak ve aşık olmak 🙂

Eleştiriye farklı düşüncelere açığım. Saygı adı altında 🙂
Umarım beğenirsiniz.

Reklamlar

6 Yorumlar »

  1. Bilimin, ilmin çözemediği, her pisikoloğun başka bir şey söylediği, içinde birçok parametreleri barındıran ve yetmezmiş gibi iki konuyu birden ele almışsın! Sevgi ve evlilik 🙂 Sen yaşamadan yazısını yazdın ben de yaşamadan yorumunu yaparım. Zaten ben yorumcuyum, her şeye yorum yapma hakkım var 🙂 Gelelim konuya, öyle bir zamana geldikki hangi aşk, hangi sevgi gerçek bilemiyor insan, aşk diyor heves olduğunu anlıyor ya da bir sevgilisi oluyor ama internette daha iyisini arıyor. Kafa dengi olsun diyor buluyor birazda yakışıklı olsun diyor buluyor, birazda zengin olsun diyor, diyorda diyor… Burada biraz cinsiyet ayırımcılığı yapacağım, kadınlar kendilerini anlayan erkeklerde arkadaş olup nerde piskopat ruhlu serseri varsa onunla evleniyor sonrada pişman oluyor, ya da çok sakin ıyı huylu sevgiliyi bırakıp arızalı olana koşuyor! ( Bir kaç kere yaşanmış hikaye ) Evlilik karışık mesele, hele bu zamanda düğünlerle boşanmalar birbiriyle yarış eder durumda. Bence evlilik herkesde aynı etkiyi yapmıyor, nasıl dersen hani hep derlerya evlilik aşkı öldürüyor, aslında öldüren o imza ile tamam tapusu bende artık benim oldu duygusu. Nikahtan önce her daim kaybetme endişesi ile birbirlerini ilgi manyağı yapan çiftler tapusunu alınca o ilgiye gerek duymuyor, her ikiside artık kendinede bakmıyor, manken gibi kadın doksan kilo oluyor, erkek kocaman göbekle oturuyor karşısına. Bence asıl önemli olan ne aşk ne sevgi en önemlisi SAYGI, hem kendine hem sevdiğine saygı gösterceksin bu arkadaşlıkta da iş hayatında daçok önemli, saygının olmadığı yerde hiç birşey olmaz…

    Liked by 1 kişi

    • Teşekkür ediyorum yorum için 😊 Aslında az bahsedildi çok fazla örnek verilebilir. Kendimce kişisel gelişim örnekleri verdim. Bazen edebiyat olduğundan şüpheleniyorum. Ama iyi geliyor yazmak. İçimi döküyorum. Düşüncelerim hareket ediyor klavyede. Bu muazzam bir şey. İlla doğru olması gerekmez öyle değil mi? Farklı konulara değineceğim. 😊İmza olayı çok doğru. Benim bir yerde okuduğum ise evliliğin aşkı öldürmediği sadece sevgiye dönüşüyormuş. Ama yinede imza olayı doğru. Tapu değil işte o evlendikten sonra bile boşanma olabiliyor bu insanların yasal hakkı. Bunu bilerek hareket etmek gerekiyor..

      Liked by 1 kişi

  2. Selam Buse Hanım. Mükemmelliyetçilik zordur. Mükemmel arkadaş, mükemmel dost, mükemmel eş, mükemmel bir evlilik çocuk, iş ve hayat düşünce tarzı, hep mutsuzluklarla beraberdir. Bence esnetebilirsiniz. Mükemmel demeyelimde olduğu kadar olsa daha iyi olur nacizane düşüncem. İnşallah haddimi aşmamışımdır. Sevgiler.

    Liked by 2 people

    • Kesinlikle katılıyorum size. Haddinizi aşmadınız çok doğru bir tespitte bulundunuz. 😊 Hayat eksikleriyle kusurlarıyla güzel. Sadece çoğu kez yazdıklarımı beğenmem. Çekinir insan birazda.. Evet bu konuda biraz geniş olmam gerek. Sevgiler 😊

      Liked by 1 kişi

  3. Yorumunuzda “yazmak iyi geliyor” dediğiniz için söylüyorum, yazım kurallarına dikkat edin ve belirlediğiniz konu hakkında aklınıza ne gelirse, serbest çağrışım yöntemiyle yazmayın. Hem yazmak istediğiniz konuya bir türlü gelemezsiniz hem de dağınık bir yazı yazmış olursunuz. Bir de naçizane tavsiyem, deneyimlemediğiniz ve bilginizin, ilginizin sınırlı olduğu konulardan da uzak durun.

    Liked by 2 people

    • Teşekkür ederim öncelikle tavsiyeleriniz için. Fakat şuan buradasanız ve yorumlara kadar okuduysanız bir şeyleri değiştirmek zorunda değilim. Ben içimden geldiğince yazmaya devam edeceğim. Sadece bu süreklilik olduğunda çok okuyup çok yazıldığında gelişir. Onun haricinde bir yazarı seviyorum diye o yazara benzemek zorunda değilim. Her insanın dili düşüncesi farklı olduğu gibi edebiyatta farklıdır. Ayrıca ben buraya bir yazar olarak başlamadım. Şiirle başladım. Bakın efendim, biz bir dergi çıkardık ve o dergide halktan insanları seçiyoruz. Kenara yazıp kimseye göndermeyen yazıları paylaşıyoruz. Bizim amacımız profesyonel bir edebiyat değil. Ve inanın yazarım diye ortada dolaşan çok kişi var. Her kitap çıkaran yazar olmuyor malesef.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: