İçeriğe geç
Reklamlar

Bu daa karmakarışık bir yazı oldu

Babasına küsen bir kız çocuğu tanıyorum ben. Kendisi çok yakınımdır. Bana gelip gelip susuyor.
Ne kadarda çok seviyormuş babasını. Gözlerinden okunuyor. Hayallerini, umudunu çalsa dahi.

Bir söz duymuştum. En kötü bir baba babasızlıktan bin kat iyidir diye. Bu sözü duyar duymaz aklıma o arkadaşım dediğim kişi geldi. Ona da söyledim tabi bu sözü. Sözlerin sihirli olduğunu bilir misiniz?
Böylee ağlayan birini güldürebiliyorsun. Yada umutlu birini bir anda ağlatabiliyorsun. Tek bir sözle bir cümle yetiyor onca dağı yıkmaya. Dağlar da öyle büyük sanırdım. Ağır olan şeyler vardır ya kaldıramazdım. Anladım. Bir sözümle yıkabileceğimi. Ve bir kaç sözümle ölü bedenleri canlandırabileceğimi.

Ya arkadaş, senin derdin ne.
Sevgilin mi yok.
Ailenle aran mı bozuk çocukluğunu hatırla.
Dostun kazık attıysa ne olmuş. Sanki tıpış tıpış geri dönmeyecek.
Dua et ki bunları sen yapmış olma.
Gerisi hallolur. Hak eden hak ettiğini bulur.

Sıradan şeyler söylüyorum farkındayım. Zaten bir umut bir güç vermek için değildi. İnsanlığın nankör olduğunu koskoca bilim kabul etmişken. Ve sen hala birilerini düşünüyorken. Seni üzenleri gibi mesela.

Sal ipin ucunu gitsin. Bu bir uçurtma da olabilir.
Vazgeç hayallerinden demiyorum. Asla bu hataya düşme. Sadece ne biliyim be nankör insanlar varsa güzel düşünen insanlarda vardır. Umarım bir gün rast gelirsiniz o insana.

Ve kötü çok kötü insanlarda vardır.
Sana her kötülüğü yapıp hiçbir şey olmamış gibi davranan. Çekip giden. Umutlarını yıkan.

Ve o kötü insanların şuan nerde olduklarını çok iyi biliyorum ben.
Öyle bir yerdeler ki karanlık ve kalabalık.
Ve o kalabalık arasında yalnızlık.

Sizce nerede bunca kötü insan.
İpucu vermemi ister misiniz.
Başınızın ağrıdığı tam o noktada.
Başımın üstünde yerin var kötü insanlar.

Çünkü bir insan hep acıları, olumsuzlukları düşünür. Onları hapseder, sabitleriz.
Ya bırak şu insanı aklından. Bırak nereye giderse gitsin. Hem o özgür olsun hem sen mutlu kal.

Sözler sihirlidir. Hele de şarkılardaki o ritim o söylenmek istenenler.

Konudan konuya geldiğimize göre konu başlığını ne koyacağım ben.
En nefret ettiğim konu oldu. Ben yazarım sadece gelişi güzel. Bir fotoğrafçı tanımıştım.
Çektiği fotoğraflara isim koyardı ve isimler tuhaftı. Bende şu başlık olayını söylemiştim de bundan kolayı ne var demişti. Ona göre evet kolay ama bana göre.. Sürekli değişik konulara sabit bir başlık koyamam ki ben..

Yazdıklarıma dönüp bir okudum da. Gülümsedim. Bir şeyi savunurken hop tam tersini söylemişim. Öylede bir kandırıkçıyım. Ne güzel işte ne ile başladım neyle bitti.

Eskiden şiir yazardım ben. Aynı şu yazdıklarım gibi olurdu yani şöyle açıklayayım.
Savaş savaş savaş diye yazılır; bir kaç satır içimdeki öfke, kin ne varsa.
Şiirin son dizeleri, barış barış barıştır. Hatta edebiyat öğretmenime göstermiştim de bu konu hakkında bir diyalog geçmişti. Böyle tuhaf bir mutluluk oldu şuan bunları görünce..

Yaz diyen birisi vardı bu akşam için. Teşekkürlerimi iletiyorum. Gerçekten bunun anlamını kimse bilemez. Ki insan yazmaktan da yorulur. Dertleşince rahatlarmış ya için. Bende onlarda olmuyor çünkü bir derdim olduğunu sanmıyorum.. Kim okuyor bunları kimin umrunda olmuyor hiç bir fikrim yok. Ama siz okusanız da okumasanız da saygım sonsuz.

Bir sonraki blogta Dostoyevski’den bahsederim belki baya baya şeyler öğrendim ondan. Hatta kitabını okumazlar sanıyormuş biliyor musunuz? Ama şuan adı yaşıyor.

Peki ozaman bugün değişiklik yapalım ve şarkıyı sona saklayalım.
İlyas Yalçıntaş-Çok yalnızım

Lisede bir kız arkadaşım İlyasYalçıntaş hayranıydı. Mademki onu anımsadım öyleyse bu şarkı ona ithafen olsun. Pek samimi değildik aslında. Anımsamak için illa samimiyet gerekmez.

İyi geceler güzel insanlar.
Sizleri seviyorum.
Her kim okuyorsa bilsin yani..

Reklamlar

5 Yorumlar »

  1. Dostoyevski gibi yazarların eserleri “akıcı” olur. Sözcükler, okuyucunun düşüncelerini bir noktadan alıp başka bir noktaya doğru sürükler. Yavaş yavaş ve adım adım. Kafa karışıklığı yaratmaz. Bazıları öylesine akıcı olur ki bir oturuşta bitirmek istersin. Akıcı olup okuyanların duygularını da okşayınca eser değil “şaheser” olur. Akıcı ve duygusal eserler üretmen dileğiyle 🙂

    Beğen

      • Evet, insanın özüyle sözünün bir olması gibi. İçindekine ayna tutmaya benziyor. Hem blog’un adı bile “Aynalar Ülkesi”. Bu adı da çok sevdim. Ama (düşlerindeki meslek olan) öğretmenliği düşün. Çocuklara uygun şekilde yani akıcı ve duygusal sözlerle yazmak gerekir. Ayrıca, yazdıklarım birer eleştiri değil. Onlar birer yorum.

        Liked by 1 kişi

      • Orada demişim ki ya öğretmen ya bir yazar 😊 O sözü yazarken öğretmenlik vardı aklımda yazarlık sadece yazdığımı bildiğim içindi.. Yol buraya getirdi. Bir yazar bir öğretmenden daha fazla kişiye ulaşır. Daha fazla yıkar daha fazla inşa eder. Öğretmenlik çok ayrı bir meslek yinede. Öğretmenlik için ilk çocukları sevmek önemli..

        Beğen

  2. Evet, bir yazar aynı zamanda bir öğretmendir. Benzer şekilde bir öğretmen isterse kitaplar da yazabilir. Neyse, her ikisi de insanları aydınlatmaya çalışır. Umarım tuttuğun ışık daha çok parlar.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: